Turkish News Agency - TNA - THA

Turkish News - Türk Haber Ajansı - Haberler

Thursday, 04.15.2021, 08:21 AM (GMT)

Search by date: 2/1/2021

Taşerondan kadroya geçen işçiler sayesinde artış6 ayda 123 bin 311 oldu

Taşerondan kadroya geçen işçiler sayesinde artış 6 ayda 123 bin 311 oldu Türkiye’de çalışanların sadece yüzde 14.40’ını oluşturan sendikalı işçi sayısı 6 ayda 123 bin 311 artarak, 2 milyonun üzerine çıktı. Yeni sendikalı olan işçilerin önemli bölümü Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (Türk-İş) seçerken, konfederasyonun üye sayısı 1.1 milyonun üzerine çıktı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nca hazırlanan “İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2021 Ocak Ayı İstatistikleri” yayımlandı. Taşerondan kadroya geçen işçilerin asıl işin girdiği işkolundaki sendikalara üye olabilmeleri ile birlikte sendikaların üye sayılarında “deprem” yaşandı. Özellikle sağlık, büro-eğitim, belediye işyerlerinde büyük değişiklik gerçekleşti. Geçen temmuz ayına göre, toplam işçi sayısı 14 milyon 251 bin 655’ten 14 milyon 371 bin 96’ya çıktı. Toplam sendikalı işçi sayısı da 1 milyon 946 bin 165’ten 2 milyon 69 bin 476’ya yükseldi. Sendikalaşma oranı da yüzde 13.66’dan yüzde 14.40’a çıktı. Üç büyük işçi konfederasyonunda sıralama ise yine değişmedi. En fazla üyeye sahip işçi konfederasyonu olan Türk-İş’in üye sayısı 6 ayda 1 milyon 21 bin 952’den 1 milyon 131 bin 749’a çıktı. Hak-İş’in üye sayısı 687 bin 790’dan 711 bin 295’e yükselirken, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) üye sayısı da 190 bin 659’dan 193 bin 866’ya çıktı.BELEDİYELERDE DEĞİŞİMBelediyelerde örgütlü bulunan sendikaların üye sayılarında ise dikkat çeken değişiklikler yaşandı. Bunda işkolu değişiklikleri de etkili oldu. En fazla üyesi bulunan sendika olan Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş’in üye sayısı geçen temmuz ayına göre 309 bin 600’den 238 bin 666’ya indi. DİSK’e bağlı Genelİş’in üye sayısı ise aynı dönemde 109 bin 46’dan 114 bin 68’e çıktı. Türk-İş’e bağlı Belediye-İş’in üye sayısı 106 bin 281’den 97 bin 760’a indi. Dikkat çeken artışın yaşandığı bir diğer işkolu ise “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar işkolu” oldu. Türk-İş’e bağlı Tez-Koopİş’in üye sayısı 76 bin 766’dan, 107 bin 823’e yükseldi. İşkolundaki Türk-İş’e bağlı bir diğer sendika olan Koop-İş’in üye sayısı da 71 bin 594’ten 104 bin 308’e çıktı. Metal işkolunda Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası’nın üye sayısı 197 bin 299’dan 209 bin 529’a yükseldi. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’in üye sayısı da 29 bin 849’dan 30 bin 699’a çıktı. “İnşaat” işkolunda Türk-İş’e bağlı Yol-İş’in üye sayısı 45 bin 941’den 50 bin 301’e yükseldi. Mustafa Çakır

Gıda enflasyonunun faturasıesnafaçıkarıldı. Market baskınıyla ucuzluk aranıyor

Gıda enflasyonunun faturası esnafa çıkarıldı. Market baskınıyla ucuzluk aranıyor Son bir yılda yaklaşık yüzde 40 artan üretim maliyetleri düşmeden gıda fiyatlarının da düşmeyeceği belirtildi. Ucuzluk için üreticiyi doğrudan tüketiciyle buluşturacak bir yasa çıkarılması öneriliyor. Yüksek gıda fiyatlarına karşı ya “market baskını” ya da gıdayla hiç alakası olmayan PTT gibi kurumların devreye sokulmasının “önlem” olarak gösterilmesi, tepkilere yol açtı.Zincirin ilk halkasındaki üreticiyle son halkasındaki tüketici kaybederken, suçlanan da sadece esnaf oluyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gıda fiyatlarındaki artış ile ilgili esnafı uyararak, “Eğer bu süreci böyle devam ettirecek olursanız çok ağır cezalar sizleri bulabilir” dedi. Oysa esnafın da zincirin son halkalarında yer aldığına dikkat çeken tarım uzmanları, “ortada bir suçlu varsa onun da yanlış politikalar uygulayan hatta herhangi bir tarım politikası olmayan hükümet” olduğunu söylüyor.Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz, “Sorun market, pazar ve toptancı hallerinde baskınlar yapılarak çözülmeye çalışılıyor. Devlet girdi maliyetlerini düşürmedikçe gıda fiyatları düşemez” dedi. Tarım uzmanı ve eski ÇiftçiSen Başkanı Abdullah Aysu ise, “Suçu esnafa atmak göz boyamaktır. ‘Bakın ben bir şeyler yapıyorum’ demektir. Tarımla hiç ilgisi olmayan PTT’yi görevlendirmek yerine, üreticiyi doğrudan tüketiciyle buluşturacak bir yasa çıkarıp, bunun pratiği uygulanmalı. Tarım mutlak surette desteklenmeli. Piyasayı regüle edecek kurumlar inşa edilmeli. Bunlar yapılırsa sorun önemli ölçüde çözülecektir” diye konuştu.‘KENDİMİZE YETEBİLMELİYİZ’Aysu, Türkiye’de çiftçiliğin ortadan kaldırılıp, gıdadaki kontrolün şirketlerin eline verilmesinin de yüksek fiyatlarda önemli bir rol oynadığını anlattı. Birçok ülke, kuraklık nedeniyle hububat ürünlerinde verim kaybı yaşadığı için, kendine yeterliliği öne çıkarıp, ihracatına kısıtlama koyuyor. Yani bu ürünleri ithal etme kolaylığına kaçan Türkiye, ülkelerin korumacılık politikalarından dolayı istese de ithalat yapamıyor. Ancak hal böyleyken, çiftçinin desteklenip de yurtiçindeki tarımsal üretimin artırılmasına yönelik hiçbir adım yok. Aysu, “Aksine, şirketleri memnun etmek için ihracatçı ve ithalatçı firmaları destekliyoruz, ülkede tüketime yetecek üretim yokken, ihracatın önünü açıyoruz. Tercihimiz, öncelikle kendine yetebilmek olmalı” diyor.‘HALKI KORUYUN’TMMOB Gıda Mühendisleri Odası’ndan yapılan açıklamada da gıda enflasyonunun sebebinin yanlış üretim ve ekonomi politikaları olduğuna dikkat çekilerek şöyle denildi: “Ülkeler kendi üretimlerini ve stoklarını artırır ve ihracat yasakları ile korumacılık önlemlerini sıkılaştırırken, ülkemizde yerli üretimi artırmaya yönelik adımlar henüz atılmadı. Yönetici konumunda bulunanlar, tercihlerini halktan yana kullanmalı.”ONLİNE GIDADA MAĞDURİYET!Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Online gıda alışverişlerinde ne yazık ki çok sayıda mağduriyet yaşanıyor” dedi. Palandöken, “Özellikle soğuk havalarda artan yoğunluk nedeniyle siparişler geç teslim edilirken, vatandaşlara eksik veya hatalı ürünler gönderilebiliyor. Hızlı tüketim malları ve market alışverişlerini online tercih eden vatandaşlarımız uygulamaları kullanırken daha dikkatli olmalı. Verilen siparişler, seçilen ürün ve markalar, fatura vb. gibi dokümanlar dikkatli bir şekilde incelenmeli” diye konuştu. Palandöken, şöyle devam etti: “2020’de online alışveriş harcamaları önceki yıla göre yüzde 85 arttı. Araştırmalara göre ise son zamanlarda online market alışverişleri 5 kat artış gösterdi. Vatandaşlarımız uygulamalar üzerinden gıda ürünleri sipariş ederken görselde seçtikleri ürün yerine benzer ya da farklı ürünler, seçilen markanın dışında daha pahalı ya da daha ucuz markalar gönderilebiliyor. Hatta sipariş listesindeki bazı ürünler ücreti ödendiği halde stokta tükendiği gerekçesiyle gönderilmiyor. Yerine sipariş listesindeki diğer ürünlerin miktarlarında değişiklik yapılarak faturaya yansıtılıyor.”PTTAVM’DEN DAVAÖte yandan PttAVM’nin 10 litresini 176.89 TL’den sattığı yağları, üretici olan Helvacızade’nin 145.90 TL’ye sattığı ortaya çıkınca PttAVM, şirket ile ilgili hukuki yollara başvurduğunu açıkladı. Gamze Bal

AraştırmacıUslu’ya göre seçimde farklıadaylarçıkma olasılığıyüksek

Araştırmacı Uslu’ya göre seçimde farklı adaylar çıkma olasılığı yüksek İbrahim Uslu, siyasette erken seçim tartışmalarını değerlendirdi: Ülkenin sorunları derinleştikçe, iki ortak arasındaki fikir ayrılığı da çoğalıyor. Uzlaşamazlarsa erken seçim kaçınılmaz olur. Tahminim, 2021 içinde olabileceği yönünde. - İktidar ortakları bazı konularda fikir ayrılıkları yaşıyor. Fikir ayrılıkları derinleşirse, uzlaşamazlarsa ortaklık sürdürülemeyebilir ve erken seçim kaçınılmaz olur. Tahminim 2021 içinde bir erken seçim olabileceği yönünde.- “Bağımsız seçmen” diye geçen seçmen profili var. Farkındalık ve bilgi seviyeleri yüksek. Bir karar veriyorlar ve seçimde oy kullanıyorlar. Oran neredeyse yüzde 25. Genç kuşaklar sisteme katıldıkça seçmenin oranı da artıyor.- Benim kızım da Z kuşağı. Yunan mitolojisiyle daha çok ilgileniyor, siyasetçilerin 15-20 yıl önce ne yaptıkları hiç ilgisini çekmiyor.. Siyasetçilerimiz Z kuşağını anlamıyor. Zamanla anlayacaklar, anlamayan oy alamayacak..- MHP’nin milliyetçilikten uzaklaştığını, Saadet Partisi’nin dinden uzaklaştığını iddia ettiğinizde tabanları ne kadar ikna olabilecekse, CHP’nin Atatürkçülükten uzaklaştığını iddia ettiğinizde de tabanı ancak o kadar ikna edersiniz.- Uzun zamandır Muharrem İnce bu görüşlerini dile getiriyor ama o süreç boyunca CHP tabanında bir kopma, bağların zayıflaması gibi bir reaksiyon gözlemlemedik. Bundan sonrası için de pek ihtimal vermiyorum.- Davutoğlu’nun AK Parti’nin Bahçeli ya da 28 Şubatçılar tarafından vesayet altına alındığı gibi söylemleri AKP tabanının bir kısmının kafasını karıştırabilir veya MHP’ye karşı olumsuz bir tutum içine girilmesine sebep olabilir.- Bugün Türkiye’de siyasetin dili, seçim dönemlerinde aşina olduğumuz sertlikte... Seçim sürecine girdik mi? Benim gördüğüm, erken seçim beklentilerine neden olan ve erken seçimin sürekli konuşulmasına sebep olan faktör, iktidar ortaklarının tutumları ve bazı eylemleri. Ağustostan bu yana Sayın Bahçeli, üç kez İYİ Parti’ye “evine dön” çağrısı yaptı. Sayın Erdoğan bir hafta içinde 4-5 ayrı görüşme yaptı. HÜDA PAR, DSP, BBP ile görüştü, Saadet Partisi ile birkaç görüşme yaptı. Seçim 2023’te olacaksa ittifakı büyütme gibi çalışmalara neden ihtiyaç duyulsun? Zaten güçlü bir ittifak var, parlamentoda yeterince güçlü bir şekilde temsil ediliyor. Herhangi bir siyasal risk taşımıyor, birkaç milletvekili istifa eder de azınlığa düşeriz kaygıları yok. O zaman neden parlamentoda milletvekili dahi olmayan, yüzde 1’in altında oylar almış çok sayıda partiyle görüşülür? Ya da neden İYİ Parti, oraya getirilmeye çalışılır? Dolayısıyla sebebini açıklayamadığımız çok sayıda görüşme olunca erken seçim sinyali olarak değerlendiriliyor.  - Ya siz? Ben de bunların erken seçim sinyali olacağını değerlendirenler arasındayım. Benim senaryom biraz daha farklı. Erken seçim olduğunu düşünenler çoğunlukla şöyle diyor: İktidar, bir siyasal pragmatizmle tıpkı 2018’de olduğu gibi baskın bir erken seçim yapacak. Ben, Cumhur İttifakı’nın sürdürülememesi durumunda buna gideceğini düşünenlerdenim. Çünkü siyasal pragmatizme baktığınızda erken seçimi gündeme getirecek bir tablo ortaya çıkmıyor. Ekonomik meselesini halledememiş bir ülkeden bahsediyoruz. Fiyat artışlarını kontrol altına alamayınca zabıta yöntemleriyle bunu yapmayı deneyen bir hükümetten bahsediyoruz. Ayrıca işsizliğin çözülememesi gibi seçmenin canını yakan çeşitli ekonomik meseleler var.  - “Cumhur İttifakı’nda sorun olursa” dediniz. Böyle bir opsiyon mu görüyorsunuz? Bazı konularda fikir ayrılıkları yaşıyorlar. HDP konusunda fikir ayrılığı hâlâ ortada duruyor. MHP, iki kez “HDP kapatılsın” diye çağrıda bulundu. “Eğer kapatılmazsa kendimiz Yargıtay Başsavcılığı’na başvuru yapacağız” dedi. İkincisi seçim kanunu konusunda fikir ayrılığı var. Hükümet daraltılmış bölgeyi savunurken Bahçeli “Olmaz” dedi, ayrıca ittifak içindeki her partiye baraj uygulanması gibi yeni bir öneri getirdi. AKP’nin buna cevabını henüz duymadık. Zaten görüştüğü yüzde 1’in altında oya sahip partilerin ittifaka girebilmesi için ittifaka dahil bütün partilere baraj uygulama fikrinin uygulanmaması gerekiyor.  - Takvim konusunda bir şey söyleyebilir misiniz? Eğer fikir ayrılıkları derinleşirse, uzlaşamazlarsa ortaklık sürdürülemeyebilir. O zaman erken seçim kaçınılmaz olur.  - AKP, ortaklığın bozulmasını göze alabilir mi? Diyelim ittifak dağıldı. Bugünden yarına erken seçime gidilmeyecektir. Eminim ki AKP, yasalar çıkarabilmek için muhalefetle uzlaşı arar, belli kanunların geçebilmesi için ikna etmeye çalışır. Bizim alışık olmadığımız Fransa’daki gibi cohabitation (birlikte yaşama) gibi evreler var. Hemen erken seçime gitmiyor, yasaları çıkarmaya çalışıyor. Türkiye bunu ilk kez deneyimleyebilir. - Muhalefet neden uzlaşsın ki? Tabii iktidarın erken seçim yol haritasıyla gitmesi lazım. Şu reform yasalarını çıkaralım diyecek, karşılığında da seçimi şu tarihte yapalım diyebilir.  - Ya Cumhur İttifakı bütünlüğünü korursa? O zaman erken seçime gitmek için bir sebep görmüyorum.  - Peki, Cumhur İttifakı’nın bütünlüğü korunsun diye HDP kapatılır mı? Orada AKP alternatif bir öneri getirdi. Kapatma dışında partilere uygulanabilen başka cezalar da var. Mesela kamu yardımlarından men edilmesi gibi. MHP bir açıklama yapmadı bu teklif karşısında. Partilerden birinin bir adım atması gerekiyor ki biz nasıl bir mutabakata vardıklarını ya da varamadıklarını anlayalım.  - Erken seçim olursa kafanızdaki tarih? Benim tahminim 2021 içinde bir erken seçim olabileceği yönünde. Hem bu iki konudaki fikir ayrılıkları hem de AKP’nin getireceği hukuk reformunda doğabilecek fikir ayrılıkları... Benim gördüğüm ülkenin sorunları derinleştikçe, iki ortak arasındaki fikir ayrılıkları çoğalıyor. 2017’den bu yana bu kadar sık tartıştıklarına şahit olmamıştık. Bir de bundan önce tartışmalar pek de kamuoyu önünde yapılmazdı.   - Bir yandan partilerin içinde de kaynamalar var. Son olarak cuma günü CHP’den üç milletvekili istifa etti. Millet İttifakı’nı ayakta tutmak için büyük çaba harcayan Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi yaralayan bir gelişme midir bu? Çok etkileyeceğini düşünmüyorum açıkçası. Bugün başlayan bir süreç değil. Muharrem İnce, uzun zamandır CHP içinde bir genel başkanlık yarışı içinde. CHP, daha büyük bir krizi olağanüstü kongre toplama sürecinde yaşamıştı. O süreçten sonra şunu gözlemledik. Bu süreçler CHP tabanını etkilemiyor. Seçmen “Bunlar yine kendi aralarında tartışıyorlar, partiden uzaklaşayım” demedi. Tıpkı İYİ Parti’de olduğu gibi. İhraçlar, istifalardan sonra İYİ Parti oylarını yüzde 25 artırdı.  - CHP’de tartışmaların Atatürkçülük üzerinden yapıldığını hatırlatalım. Muharrem İnce de böyle başladı ve son istifalar... CHP’nin “dostlarını” sevmeyen ulusalcı tabanından bu çerçevede bir kayma olmaz mı? Şu an için bunun sinyallerini görmüyoruz. Parti kurulduktan sonra nasıl bir kadro ve söylemle hareket edeceği ve siyasetin o günkü koşulları o partinin geleceğini etkileyen faktörler. Öyle bir iddia ile ortaya çıktılar ki ben bu iddianın çok ikna edici olduğunu düşünmüyorum. Şimdi mesela MHP’nin Türk milliyetçiliğinden uzaklaştığını, Saadet Partisi’nin dinden uzaklaştığını iddia ettiğinizde onların tabanı buna ne kadar ikna olabileceklerse, CHP’nin Atatürkçülükten uzaklaştığını iddia ettiğinizde de tabanı ancak o kadar ikna edersiniz. CHP’nin üst yönetimine ve teşkilatlarına baktığımızda Atatürk’ten uzaklaşma emaresi görmüyorsunuz. Uzun zamandır Muharrem İnce bu görüşlerini dile getiriyor ama o süreç boyunca CHP tabanında bir kopma, bağların zayıflaması gibi bir reaksiyon gözlemlemedik. Bundan sonrası için de pek ihtimal vermiyorum. Ama çok iyi bir ekip kurar, İspanya’daki Podemos hareketi gibi yine Tony Blair’in Üçüncü Yol’u gibi yeni bir söylemle siyaset sahnesine girer, teorik olarak ilgi çekebilir.  - Peki, gerek İYİ Parti, gerek CHP içinden çıkan muhalefetin bir “Saray Operasyonu” olduğuna inanıyor musunuz? Ben bu komplo teorilerine çok fazla itibar etmiyorum, çünkü hem Muharrem İnce hem Ümit Özdağ’ın tutumlarına baktığınızda aslında ilk günden itibaren genel başkanlık yarışına girmiş, iddiaları olan siyasetçiler olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla bu tür siyasetçileri uzun zaman bir yerde tutamıyorsunuz, çünkü gerçekleştirmek istedikleri iddiaları var ve önünde sonunda bir adım atıyorlar. Ama sonuç konusunda eğer yeni parti kurarlarsa, kurulduğunu ve seçmen tepkisini görmeden bir değerlendirmeyi erken bulurum.  - Millet İttifakı, HDP’nin eşbaşkanlarının defalarca dile getirdiği gibi ilişkinin adını koymasını bekliyor musunuz? Beklemiyorum, çünkü seçim olmadan isim koymanın bir anlamı da yok. İttifak dediğimiz, seçimden önce seçime birlikte girmeyi isteyen partiler kendi aralarında bir protokol imzalıyorlar ve bu protokolü götürüp Yüksek Seçim Kurulu’na veriyorlar. YSK de karar veriyor ve bu partileri oy pusulası içinde aynı kutunun içine yerleştiriyor. Bu tamamen seçimle ilgili bir şey. Birincisi ortada seçim yok. İkincisi, zaten son genel seçimde Millet İttifakı ve HDP bir ittifak yapmadı. Yerel seçimlerde bir seçim işbirliği yapıldı sadece. Seçim ittifakı ve seçim işbirliği karıştırılınca Türkiye’de ittifakların kalıcı ve rutin zamanlarda da var olan bir siyasi mekanizma olduğu düşünülmeye başladı. Hatta partiler de böyle düşünmeye başladı. Ortada seçim yokken “Hadi ittifak yapalım” çağrısını gerçekten anlamıyorum.  - Diyelim bu yıl erken seçim var... Peki, diyelim erken seçim kararı alındı. Hangi parti tek adayla ya da kendi adayıyla çıkma önerisinde bulunacak bilmiyoruz. Millet İttifakı’ndaki partiler daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde işbirliği yapamadılar biliyorsunuz, sadece parlamentoda birlikte hareket ettiler. Dolayısıyla şu anda verilecek bir ittifak sözünün bir anlamı yok. Diyelim ki Meral Hanım’ı ittifak aday göstermek istiyor, HDP, Meral Hanım’ın cumhurbaşkanlığını destekleyecek mi? Nasıl olacak bu? Hatırlayın, İYİ Parti’nin belediye başkanlarının olduğu yerlerde HDP seçmenleri gidip İYİ Partili adaylara oy vermediler. Dolayısıyla şimdi ittifak çağrısı yapmak beşik kertmesi yapmaktan farklı değil. Çocuklar büyüdüklerinde anlaşıp anlaşamayacaklarını bilmiyoruz.  - Sizce Millet İttifakı bir lideri mi aday gösterir, yoksa İstanbul seçimlerinde olduğu gibi yepyeni bir isimle mi tanışırız? Hakikaten bunu tahmin etmenin imkânsız olduğunu düşünüyorum. Bence partiler de bunu bilmiyorlar, üzerinde uzlaşılması en zor şey. Yine farklı adaylarla çıkma olasılığı da bence diğer seçeneğe göre daha yüksek.  - Geçen seçimlerden önce “Muhalefet ortak adayla gidemezse Tayyip Erdoğan’ın yüzde 52 ile seçimi kazanacağını” söylemiştiniz. Öyle de oldu. Şimdi yine mi aynı “hata”yı yapacaklar, yoksa artık Erdoğan aynı noktada mı değil?  Şu an orada değil. Kamuoyu desteği yüzde 50’nin altına düşmüş görünüyor. Öyle olunca seçim ilk turda bitmeyecekmiş gibi duruyor. Tabii yarın seçim olmadığı için bunu da bir seçim tahmini olarak düşünmeyin lütfen. Seçim atmosferi içine girildiğinde yapılan tahminler daha sağlıklı oluyor çünkü. Sadece şunu söyleyebilirim, partiler içinde kendi adayımızla çıkalım diyenlerin sesi, ortak adayla çıkalım diyenlere oranla daha gür. Hatta liderler arasında bir fikir birlikteliği olduğunu düşünmüyorum. /Archive/2021/2/1/030937413-ibrahim-uslu-29012021-12.jpgYENİ İTTİFAKLAR SÜRPRİZ OLMAZ- Cumhurbaşkanı’nın Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti epey akıl karıştırdı. Saadet Partisi Millet İttifakı’ndan kopar mı? Parti içinde bunu isteyen bir grubun varlığından söz edebilir miyiz? İşin doğrusu zannetmiyorum. Saadet Partisi seçmen kitlesi aradan geçen 20 yıla rağmen, parti küçülmüşken, yüzde 1’lere düşmüşken dahi AK Parti’ye gitmemeyi bir tutum olarak benimsemiş bir kitle. Yıllar önce gidebilirdi ama son 20 yıldır kelimenin tam anlamıyla Saadet Partisi’nde direniyor. AKP’ye bilinçli bir biçimde oy vermeyen bir seçmen kitlesi... Günün birinde “Biz aslında boşuna direnmişiz, AKP’nin yanına gidiyoruz” dendiğinde ben bu seçmen kitlesinin buna çok da olumlu tepki vereceğini düşünmüyorum. “O zaman ben 20 yıldır niye direniyorum arkadaş” sorusunun cevabını parti yönetimi veremez. Bunu hesaba katacaklarını düşünüyorum.  - Üçüncü bir ittifak bloku bekliyor musunuz?  Bu kadar çok sayıda iddialı parti ve liderin olduğu bir sistemde, yeni ittifakların ortaya çıkması hiç de sürpriz olmaz. Mesela şu ana kadar hem iktidara hem de muhalefete karşı eleştirel söylemleri olan Sarıgül ve İnce hangi ittifak içerisinde yer alacak? Kuruluş söylentileri ortalıkta dolaşan muhafazakâr Kürt partisi ve bunun dışında konuşulan diğer Kürt partileri nereye dahil olacak? Yeni ittifakların oluşması beni hiç şaşırtmaz./Archive/2021/2/1/030932647-ibrahim-uslu-29012021-17.jpgZ KUŞAĞI, SİYASETÇİLERİN 20 YIL ÖNCE NE YAPTIĞIYLA İLGİLENMİYOR- Bugün seçim olsa karşımıza nasıl bir tablo çıkar?  Şu an Cumhur İttifakı 50’nin biraz altında görünüyor. Seçimin olmadığı bir dönem, pandemi zamanı kısıtlı koşullarda yapılan araştırmalarda hata oranının yüksek olduğunu düşünürsek yüzde 50-50 dengesinden söz edebiliriz.  - Kararsızların oranında artış var mı? Ben kararsız olduğunu düşünmüyorum. Aslında çok politik bir seçmenimiz var bizim. Yüzde 15’lik bir apolitik seçmen söz konusu. Onlar zaten sandığa gitmiyor. Bir kısmı kanaatini açıklamıyor. Bir de en önemlisi literatürde “bağımsız seçmen” diye geçen seçmen profili var. Onlar kendilerini bir parti kimliğiyle tanımlamıyorlar. Bunlar siyaseti yakından takip ediyorlar, farkındalık ve bilgi seviyeleri yüksek. Seçim döneminde bir karar veriyorlar ve o yönde oy kullanıyorlar.  - Ne kadar oranları? Neredeyse yüzde 25. Genç kuşaklar sisteme katıldıkça bağımsız seçmenin oranı da artıyor. Son Amerikan seçimlerinde de en çok onlar konuşuldu. Bu seçmen kitlesinin bir kriterler seti var. Takım tutmayan ama NBA maçı izleyenler gibi.  - Kriterler setinde neyi önceliyorlar, demokrasi mi, ekonomi mi, özgürlük mü? Farklı profillerin farklı beklentileri var. En önemli konu ekonomi, hukuk devleti, demokrasi, temel haklar ve özgürlükler, eğitim sistemi gibi faktörler ön plana çıkıyor. Demografik özelliklerine göre kriterler seti farklılaşabiliyor. Buna göre oy veriyorlar... Kararsız değil onlar, duruşları gereği seçim yokken “Ben şu partiye oy vereceğim” demiyor, bağımsız çünkü. Z kuşağı geldikçe bağımsız seçmen miktarına daha fazla rastlayacağız. Parti aidiyetleri yok.  - Yani Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken “SSK’nin başında bulunduğu zaman hastalarımızın ne hale düştüğünü Z kuşağı bilmiyor” dedi. Z kuşağı bununla ilgilenmiyor anladığım kadarıyla... Mayaların efsaneleriyle daha fazla ilgilenebilir. Benim kızım da Z kuşağı. Yunan mitolojisiyle daha çok ilgileniyor, siyasetçilerin bundan 15-20 yıl önce ne yaptıkları hiç ilgisini çekmiyor. Anlamakta zorlandıkları şey bu zaten. “Bunlar genç, bilmezler, anlatırsak ikna olurlar”. Umurlarında değil. Siyasetçilerimiz Z kuşağını anlamıyor. Zamanla anlayacaklardır. Anlamayan oy alamayacak.  - Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasındaki polemik gündemdeydi. Bir “Tek adamcağız” sözü vardı örneğin. “CHP diye bir parti yok” dedi. Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na karşı öfkeli dilinin altında ne var? Çünkü Millet İttifakı’nı bir arada tutan en önemli aktör. Orada bir zaaf yaratması gerekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun referandum sürecinden bu yana bir performansı var. Uzlaştırıcı, herkesle konuşabilen bir konumu var. Öyle olunca orada zaaf yaratmadan tespihin imamesi gibi o kopmadan geri kalanı etkileyemiyorsunuz. “CHP yoktur” demek... 20 yıllık bir partinin 100 yıllık bir partiye “Siz yoksunuz” demesinin siyasi gerçeklikle ilgisi yok. Sistem içindeki en kurumsal, tabanıyla bağı en güçlü, siyasi duruşu, ilkeleriyle en net partidir. “Yok” dediğinizde yok edemiyorsunuz ama yok etmek istediğiniz anlaşılıyor. Bence bu tarz değerlendirmeler, ittifakın güçlenmesini ve saldırılara karşı dirençli olmasını sağlıyor. - Devlet Bahçeli “Serok Ahmet” diyerek eleştiri oklarını sık sık Ahmet Davutoğlu’na yöneltiyor. Yanılmıyorsam DEVA’nın oyu Gelecek’ten fazla. Peki, neden hedefte daha çok Davutoğlu var? Davutoğlu’nun AK Parti’nin Bahçeli ya da 28 Şubatçılar tarafından vesayet altına alındığı gibi söylemleri AKP tabanının bir kısmının kafasını karıştırabilir veya MHP’ye karşı olumsuz bir tutum içine girilmesine sebep olabilir. Benim gördüğüm Sayın Davutoğlu, AKP’yi, MHP ve Vatan Partisi gibi partilerle işbirliği yapmakla suçlayıp, ideolojik olarak eleştirdiği için Sayın Bahçeli de Davutoğlu’na karşı öfke dili kullanıyor. ERDOĞAN MI, BABACAN MI?- Bazı anketlerde “ekonomik sorunları kim çözer” diye soruluyor, “Erdoğan” cevabı çıkıyor. Nasıl oluyor? Doğru ama orada bir şeyi atlıyorlar. Cumhur İttifakı’nın oy oranı yüzde 50’lerin biraz altındayken “Erdoğan bu sorunu çözer” diyenlerin oranı yüzde 38... Dolayısıyla kendi seçmenlerinin önemli bir kısmı aslında Erdoğan’ın ekonomik sorunları çözemeyeceğini düşünüyor. Oysa DEVA Partisi’ne oy vereceğini söyleyenlerin neredeyse tamamı Ali Babacan’ın ekonomik sorunları çözeceğine inanıyor. Acaba hangi liderin durumu daha iyi? Bu tabloya bakıp “Seçmen muhalefete güvenmiyor” demek bir istatistik illüzyonu. Muhalefetten kim çözer bilmiyorum. Çünkü ekonomi kadrolarını bilmiyorum örneğin. Bunları bilmeden nasıl bilebilirim ekonomiyi yönetip yönetemeyeceğini? Ama Sayın Erdoğan için biliyoruz. Çözüp çözemeyeceğini değerlendirebiliriz.NEDEN DR. İBRAHİM USLU? Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladı. 1993-1995 yıllarında ABD’de doktora seminerlerine katıldı. İstanbul Üniversitesi’nde sosyal politika doktorası yaptı. Kuruluşundan başlayarak 15 yıl boyunca AKP’yle çalıştı, siyaset araştırmalarında adını sıkça duyduğumuz ANAR’ın genel müdürlüğünü yaptı. Şu anda CHP’ye “seçmen profilleri ve oylar” ile ilgili veri analizi konusunda kurumsal hizmette bulunuyor. Siyasette HDP’nin kapatılması üzerinden hesap yapmaya, ittifaklar ve yoğun biçimde de erken seçim konuşmaya başlanınca bize de Uslu’ya sormak kaldı...  İpek Özbey

Rektörlükten habersiz harçlarıikiye katladılar

Rektörlükten habersiz harçları ikiye katladılar Selçuk Üniversitesi’nde 16 Ocak 2020 tarihinde yabancı dil bölümlerinin ikinci öğretim harç ücreti 513 lira 50 kuruş olarak belirlendi. Üniversite, pandemi nedeniyle uzaktan eğitim ile faaliyete devam etmesine rağmen 25 Ağustos 2020’de yabancı dil bölümlerinin ikinci öğretim harç ücretinin 558 liraya yükseltildiğini açıkladı. Yine yabancı dil bölümünün ikinci öğretiminin önümüzdeki bahar dönemindeki harç ücretleri de 2021 başlangıcında açıklanarak 1116 lira olarak belirlendi. Bu durumda 4 ay aralıkla harç ücretlerine 2 kat oranında zam yapılarak bir sene içerisinde 2 kere zam yapılmış oldu. Selçuk Üniversitesi öğrencileri, tek dönem için 1116 lira ücret istenmesine tepki gösterdi. Öğrenciler, change.org internet sitesi üzerinden kampanya başlattı. Kampanya sayfasında, “Öğrenci işleri bir seferliğe mahsus ödeyin diyor. Okulumuzun rektörlüğü bu zamdan haberinin olmadığını söylüyor” ifadeleri yer aldı. Çağatan Akyol

GaziantepÜniversitesi Rektörükendini hem güzel sanatlar fakültesi dekanlığına hem de spor bilimleri fakültesi dekanlığına atadı

Gaziantep Üniversitesi Rektörü kendini hem güzel sanatlar fakültesi dekanlığına hem de spor bilimleri fakültesi dekanlığına atadı Kendini güzel sanatlar fakültesi dekanlığına atayan Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın’ın spor bilimleri fakültesinin de dekanlığını yaptığı ortaya çıktı. Kendisini güzel sanatlar fakültesine dekan olarak atayan Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın’ın Spor Bilimleri Fakültesi’nde de dekan olarak görev yaptığı ortaya çıktı. Rektörlük görevinin yanı sıra 2 fakültenin dekanlığına da bakan Özaydın, dekanlıktan ücret almadığını belirterek, “Hamallık yaptığım bu iş” dedi.AKP döneminde, üniversite sayısı hızla artarken akademik kadroların yetersizliği nedeniyle eğitim kalitesi aynı hızla düştü. Liyakatlı kadro yetersizliği yaşayan üniversitelerden biri de Gaziantep Üniversitesi. Kadro yetersizliği nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın’ın kendisini Güzel Sanatlar Fakültesi’ne dekan olarak atadığını Cumhuriyet duyurmuştu. Özaydın’ın yine kadro eksiği nedeniyle kendisini Spor Bilimleri Fakültesi’ne de dekan olarak atadığı ortaya çıktı.İMZALARI ATIYORUMRektör olmasının yanı sıra 2 fakültenin de dakanlığı görevine bakan Prof. Özaydın, “işler aksamasın” diye dekanlık görevlerini üstlenmek zorunda kaldığını savundu. Özaydın, güzel sanatlar fakültesinde, söz konusu tarihte dekanlık görevini üstlenecek profesör bulunmadığını ve idari işlerin aksamaması için vekaleten dekanlık görevini üstlendiğini belirterek “Fakültenin Resim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ayhan Özer hocamızı idari ve akademik işlemlerin yürütmesi amacıyla dekan yardımcısı olarak görevlendirdim. Ayhan Hocamız dekanlık görev alanıyla ilgili işlemleri takip etmekte ben de imzaları atmaktayım” dedi.ÜÇ PROFESÖR VARDekanlık görevini sadece profesörlerin yapabileceğini dile getiren Özaydın’ın dekan olduğu Spor Bilimleri Fakültesi’nin kurulunda 3 profesörün yer alması dikkat çekti. Özaydın, spor bilimleri fakültesindeki dekanlığına ilişkin açıklama yapmadı. Çağatan Akyol

BoğaziçiÜniversitesiöğrencilerinin tutuklanmasıiçin suçvasfıdeğiştirildi

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin tutuklanması için suç vasfı değiştirildi Yargı reformu çalışmaları sürerken Boğaziçi öğrencileri Kâbe figürlü görsel nedeniyle tutuklandı. Emniyet’te, tutuklama gerektirmeyen “dini değerleri aşağılama” iddiasıyla ifadeleri alınan öğrencilere yöneltilen suçlama, savcılık tarafından “kin ve düşmanlığa tahrik” olarak değiştirildi. Hukukçular “Eylem suçlamaya uymuyor” dedi. Hukukçu Altıparmak, ortada bir suç olmadığını söyledi. Avukat Ülgen, tutuklamanın silah olarak kullanılmasının anayasaya aykırı olduğunu vurguladı. Ülgen, “Melih Bulu’dan bu karara tepki beklerdik” dedi. Öğrencilerin avukatları, yargının talimatla hareket ettiğini savundu.Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’nın duyurduğu “yargı reformu” çalışmaları devam ederken Boğaziçi Üniversitesi’nde sergi açan 2 üniversite öğrencisi Kâbe figürlü görsel nedeniyle tutuklandı. 2 öğrenci hakkında ise ev hapsi kararı verildi. Emniyetteki ifadeleri, “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” suçlamasıyla alınan öğrenciler, savcılık tarafından, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme veya aşağılama” suçundan mahkemeye sevk edildi. Soruşturma sürecinde suç vasfının değiştirilmesine tepki gösteren hukukçular, suçlamanın tutuklama kararı çıkması için değiştirildiğine dikkat çektiler.MELİH BULU’DAN TEPKİ BEKLERDİKHUKUKÇU KEREM ALTIPARMAK:Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesi’ne göre üst sınırı 2 yıldan az olan suçlarda tutuklama veremezsiniz. O suçu ne kadar ağır işlemiş olurlarsa olsunlar 216/3’ten tutuklama verilemezdi. Tutuklanan öğrencilerin eyleminin ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme veya aşağılama’ suçuna uyması mümkün değil. ‘Dini değerleri aşağılama’ suçundan tutuklama veremeyecekleri için diğer suçtan tutuklama verdiler. İstanbul Valiliği’nin açıklamasında Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü’nde ‘LGBTİ bayrağı ele geçirildi’ ifadesi var. LGBTİ bayrağından ne suçu olacak? Ayrıca polisler aramayı ne şekilde yaptı? Polisin arama işlemine kim refakat etti? Arama usulüne uygun yapıldı mı? Bunları henüz bilmiyoruz. Son olarak ben bir hukukçu olarak herhangi bir suç görmüyorum.”HUKUKÇU CELAL ÜLGEN:Bilindiği gibi daha önce internete düşen bir ses kaydında Egemen Bağış, ‘Her cuma bir ayet sallıyorum, Bakara makara’ demişti. Bağış’ın sözlerine AKP’lilerden hiçbir tepki gelmediği gibi kutsal değerlerin aşağılandığı yönünde bir soruşturma da yapılmamıştı. Gene çok sayıda kutsal kitap ve Kâbe resimlerinin pasta yapıldığı, çeşitli törenlerde kesildiği internet medyasında bolca yer almaktadır. Boğaziçili öğrenciler hakkında tutuklama kararı verilmesi ve tutuklamanın peşin infaz şeklinde kullanılması anayasaya ve Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırıdır. Bu öğrencilerin tutuklanması tutuklanmanın bir silah olarak kullanıldığının göstergesidir. Boğaziçili öğrenciler tutuklanarak geniş bir toplumsal kesimin önüne atılmıştır. Bu çocukların tutuklanmasına atanan rektör Melih Bulu’nun tepki göstermesini beklerdik.‘YARGI YİNE DİRENMEDİ’Boğaziçili öğrencilerin avukatı Ayşe Özdemir, tutuklamaya itiraz edeceklerini açıkladı. Avukat Ali Turgut ise Emniyet’te ifade sonrası öğrencilerin bırakılacağının söylendiğini belirterek, “Saat ilerledikçe sosyal medya trolleri devreye girdi ve tutuklamanın taşları döşendi. Gece 04.00’te Emniyet’e Boğaziçi Üniversitesi özel güvenlik görevlileri getirilerek hukuka aykırı teşhis işlemi yapıldı. Bu, tutuklamayı sağlayacak delil yaratma çabasıydı. Ertesi gün savcılıkta bir anda suç değiştirildi. Bunun adı talimat almaktır. Başsavcılıktan sonra hâkimlik de görevini yapmak yerine tutuklama kararı verdi. Sonuç olarak, gece vakti bir talimat geldiğini ve bu talimata yargının hiçbir ayağının direnmediğini görüyoruz” dedi.KUCAKLAYICI SERGİ YAPTIKNöbetçi 8. Sulh Ceza Hâkimliği’nde savunma yapan öğrenciler, yöneltilen suçlamaları reddettiler. Öğrencilerden D.D. ifadesinde, “Rektörlük olaylarında bir sergi düzenlendi. Anonim eserler de geliyordu. Her gün farklı yerlere asıyorlardı. Son gün haberim oldu. Orada üç yüz tane resim olduğu için içeriğini bilmiyordum. Özellikle seçilmiş bir eser yoktur, gönderilen her şeyi sergiledik” dedi.SERGİNİN MANEVİ KISMI GÖZDEN ÇIKARILIYORSavunmasında, “Sergimizin manevi kısmının gözden çıkarıldığını düşünüyorum” diyen öğrenci H.K. “Sergimizin asıl amacı bütünleyici ve kucaklayıcı olmasıdır, biz bu soruşturma nedeniyle çok üzgünüz. Biz eserleri toplamak ve sanatçılara ulaştırmaya çalıştık. Ancak hakkımızda bu şekilde soruşturmalar yapıldı. Bizim amacımız çok farklıydı” ifadelerini kullandı.POLİSLE KARŞI KARŞIYA GELMEMEK İÇİN AÇTIKS.N.B ise savunmasında serginin kin ve nefreti uyandıracak bir sergi olmadığına dikkat çekerek, “Göstermiş olduğunuz resimdeki şahıs benim. Ancak orada ‘şahmeranımız kayıp, nerede, çaldınız, hesap vereceksiniz’ şeklinde bir konuşma yapmadım. Bu tutanağı kabul etmiyorum. Belirtilen suçlamaları kabul etmiyorum. Polisle karşı karşıya gelmemek için açtığımız bir sergidir. Ancak kesinlikle kimseye kin ve nefret uyandıracak bir paylaşımda bulunmadım. Sergimizde bunun aksine insanların kendilerini daha rahat ifade edebilmeleri ve kucaklayıcı sergidir. Bu suçlamaların üzerimize atılı bulunmasının üzerimizde çok kötü etkileri olmaktadır. Ev hapsi ile sonuçlanırsa, maddi olarak kaybım olacaktır, zor duruma düşme durumum vardır” dedi.ESERİN ÖNÜNDE DURDUĞUM İÇİN...Öğrencilerden S.C.U. ise savunmasında özetle şunları söyledi: “Birtakım eserlerin taşınmasına yardımcı oldum ancak söz konusu eserlerin asılmasında herhangi bir katılımım yoktur. Sadece eserin önünde bulunduğumdan dolayı suçlanmaktayım, ancak eserin önünde durmam, asma işlemine katıldığımı göstermez. Eser hakkında görüşlerimi sorarsanız bu bayrağın anlamlarını bile bilmiyorum, sergi rektör atanmasına karşı olarak düzenlenmiştir.” Seyhan Avşar

Müzisyenler Derneği Başkanı: Pandemideçok mağdur olduk

Müzisyenler Derneği Başkanı: Pandemide çok mağdur olduk İzmir’in Buca ilçesinde, evli ve iki çocuk babası 32 yaşındaki müzisyen Erdem Topuz, odaya götürdüğü soba kovasından sızan karbonmonoksit gazından zehirlendi. Yapılan ilk incelemede, Topuz’un kovayı kasıtlı olarak soba içerisinden çıkararak intihar ettiği ileri sürüldü. Topuz’un veda mektubu bıraktığı, 3 aydır ev kirasını ödeyemediği ve evin elektriğinin 20 gün önce borcundan dolayı kesildiği bildirildi. Topuz’un mektubunda, işsizlik ve ekonomik sıkıntılardan yakındığı belirtildi. Müzisyenlikle uğraşan ve psikolojik sorunları bulunduğu ileri sürülen Topuz’un, yakın arkadaşları son dönemde ekonomik sıkıntı çektiğini işsiz kaldığını ve bazı zamanlar taksicilik yaptığını söyledi.‘ENSTRÜMAN SATIYORLAR’İzmir Müzisyenler Derneği Başkanı Oktay Çaparoğlu, “Pandemi döneminde en çok mağdur olan müzisyenler oldu. Bu arkadaşımızın intiharı, ilk değil. 1.5 ay önce yine Duran Ay isimli arkadaşımız işsizlik nedeniyle hayatına son verdi. İzmir’de 100’e yakın arkadaşımız işsiz olduğu kadar sanattan da uzak kaldı. Evine ekmek götürmek için başka iş yapanlar, memleketine gidenler ve hatta enstrümanını satan arkadaşlarımız var. Pandemide ilk kapatılan ve son açılan iş sektörü bizimki oluyor. Çoğu müzisyen kayıt dışı olduğu için işsizlik ödeneği alamadı” dedi. Topuz’un cenazesi Narlıdere Cemevi’nden kaldırıldı. Mehmet İnmez

Son bir yıldaİŞKUR’un işe yerleştirdiği kişi sayısı621 bin azaldı

Son bir yılda İŞKUR’un işe yerleştirdiği kişi sayısı 621 bin azaldı CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın hazırladığı 2020 yılı İŞKUR verileri raporunda, 2020’de bir önceki yıla göre, iş görüşmelerinin yüzde 62.3, iş başvurularının yüzde 41.7, işverenlerin oluşturduğu iş ilanlarının ise yüzde 34 oranında azaldığı ortaya kondu. Ağbaba’nın İŞKUR verilerinden hazırladığı raporunda şunlar yer alıyor:İş görüşmeleri azaldı: 2019’da iş ve meslek danışmanlığı hizmetleri kapsamında iş arayanlarla yapılan 7 milyon 57 bin bireysel görüşme sayısı, 2020’de 2 milyon 663 bine geriledi. Son bir yılda görüşmeye çağrılan işsiz sayısındaki azalma ise 4 milyon 388 bin oldu.İş bulma oranı geriledi: İŞKUR’da, 2019’da 1 milyon 490 bin kişinin işe yerleştirilmesine aracılık edilirken bu rakam 2020’de 868 bin 744 kişiye geriledi. Kurumun son bir yılda işsizlere iş bulma oranı yüzde 41 azaldı. Son bir yılda kurumun işe yerleştirdiği kişi sayısı ise yaklaşık 621 bin azaldı.İşçi aramıyorlar: İşverenler 2019’da 2 milyon 152 bin açık iş pozisyonu için ilan oluştururken bu rakam 2020’de 746 bin düşüşle 1 milyon 406 bin oldu. Geçen yıl, işverenlerin açtığı iş ilanları bir önceki yıla göre yüzde 34 oranında azaldı.İŞKUR’dan umut kesildi: TÜİK verilerindeki ümitsiz işsiz sayısındaki artış İŞKUR verilerine yansıdı. İŞKUR’un 2020 Aralık verileri, kayıtlı işsiz sayısının bir önceki yıla göre yüzde 23.6 azalarak 3 milyon 872 binden 2 milyon 959 bin kişiye gerilediğini ortaya koydu. Son bir yılda en az 913 bin işsiz, İŞKUR’un kendilerine iş bulamayacağına ikna olup iş aramaktan vazgeçti. Erdem Sevgi

CHP’li Murat Emir‘gıda temininin halk sağlığısorununa dönüştüğünü’söyledi

CHP’li Murat Emir ‘gıda temininin halk sağlığı sorununa dönüştüğünü’ söyledi CHP’li Emir, 2020 yılında şikâyet sayısının 131 bin 195’e ulaştığını ancak ilk 11 ay için 3 bin 539 cezai işlem yapıldığına dikkat çekti. CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, 2020’de ALO 174 Gıda Hattı’na iletileten şikâyetlere ilişkin, “Şikâyet sayısı bir yılda 89 binden 131 bine çıkarak yüzde 40 artış gösterdi. Son 5 yıla baktığımızda da yüzde 95’lik artış var. Türkiye’de gıda temini halk sağlığı sorununa dönüştü” dedi. Şikâyetin artmasına rağmen cezai işlem sayısının azaldığına dikkat çeken Emir, “Yeterince denetim yapılmıyor mu” sorusunu yöneltti.CHP’li Murat Emir, gıda güvenliğine yönelik şikâyetlerdeki artışı, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesi ile TBMM gündemine taşıdı. Emir, önergesinde, Türkiye’nin yanlış politikalarla tarım ve hayvancılıkta ithalata bağımlı ve bu durumun sonucunda sağlıklı, güvenilir ve ucuz gıdaya erişimin büyük sorun haline geldiğini kaydetti. Önergesinde, “Türkiye, çok ciddi bir gıda enflasyonuyla karşı karşıya kalmış ve gıda ürünlerindeki fahiş fiyat artışları vatandaşın mutfağında büyük bir yangına dönüşmüştür” diyen Emir, fahiş fiyat artışlarıyla birlikte gıda güvenliğinin tehlikeye girdiğini belirtti. Emir, önergesinde, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda üretim, gıda satış ve toplu tüketim yerlerindeki gıda güvenliğine ilişkin denetimlere yönelik hizmete sunduğu ALO 174 Gıda Hattı’na gelen şikâyetlere dikkat çekti. Uygulamaya 2009’da konulan ALO 174 Gıda Hattı’na gelen şikâyet sayısının ilk yılda 20 bin 951 olarak gerçekleştiğini belirten Emir, “2020’ye baktığımızda ise şikâyet sayısı WhatsApp ihbar hattına 32 bin 223, BİP ihbar hattına da 5 bin 643 olmak üzere toplam 131 bin 195’e ulaştı. 2020 yılında uygulanan cezai işlem sayısı ise ilk 11 ay için 3 bin 539 olarak bilinmektedir” dedi.‘CEZALAR NEDEN DÜŞÜYOR?’Emir, önergesinde Pakdemirli’den şu soruların yanıtlarını istedi: “ALO 174 Gıda Hattı’na en çok hangi illerden şikâyet gelmiştir? Bakanlığınız, şikâyetlerin artış sebeplerine yönelik bir araştırma yapmış mıdır? ALO 174 Gıda Hattı’na yapılan başvurular arasında fahiş fiyat artışıyla ilgili şikâyetlerin oranı nedir? ALO 174 Gıda Hattı’na yapılan başvurular arasında gıda güvenliği ile ilgili şikâyetlerin oranı nedir? Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde çalışan gıda kontrol görevli sayısı kaçtır? Son beş yılda kaç gıda kontrol görevlisi alımı yapılmıştır? Vatandaşın şikâyet sayısı her yıl artarken, cezai işlem sayısı neden düşmektedir?” Erdem Sevgi

Asırlıkçınarıarkadaşlarıanlattı

Asırlık çınarı arkadaşları anlattı Yaşamını yitiren asırlık çınar Ömer Cahit Kayra’yı dostları; Ali Sirmen, Mine Kırıkkanat, Barış Doster, Melih Aşık ve Tuba Emlek anlattı. Ortaklaştıkları görüş, “Atatürk dönemini yaşamış sonuncu devlet insanıydı” oldu. Bülent Ecevit başkanlığında kurulan 37. Hükümet döneminde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevinde bulunan asırlık çınar Ömer Cahit Kayra önceki gün yaşamını yitirdi. Dostları Kayra için “Atatürk dönemini yaşamış sonuncu devlet insanıydı. Bir canlı tarih idi. Onu çok arayacağız” ifadelerini kullandı. Cahit Kayra, bir süre önce yolda yürürken düşmesinin ardından kalça kemiğini kırmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Tedavi gördüğü hastanede böbrek yetmezliği teşhisi konulan Kayra, 104 yaşındaydı. Cumhuriyet gazetesi yazarları Ali Sirmen, Mine Kırıkkanat, Barış Doster, gazeteci Melih Aşık ve Tuba Emlek, Kayra’yı gazetemize anlattı.Ali Sirmen: Türk siyasetine katkılarda bulunmuş siyaset adamı, bürokrat ve özellikle yazar olarak Türkiye’ye büyük hizmetleri geçmiş müstesna bir adamdı. Onun kaybıyla 104 yaşında genç bir delikanlıyı kaybettik. Cahit Kayra insanın ekşileşmeye başladığı bir yaşta onun yerine mizahını keskinleştirmesiyle doldurmuş, çok eser vermiş bir aydındı. Bir kurum göçtü. Yeri doldurulamaz. Onu çok arayacağız.Mine Kırıkkanat: Cahit Kayra ile biz komşuyduk. 102. yaşındaydı, doğum gününde birlikte tango yaptık. O kadar dinç bir insandı. Kendi işini kendi görürdü, akıl zaten pırıl pırıldı. En son kitabını 2020’de yazdı. Kayra, Türkiye Cumhuriyeti’nin belleğini yazmış bir kişi. Nerde, ne yapılmış sorularını karşılayan muazzam bir bibliyografya oluşturuyor. Son olarak “Türkiye’nin Tarım Politikalarını” okumuştum. Bu vatan için yapılan milli yatırımların son 20 yılda nasıl mahvedildiğini aslında en güzel tanıklığını Kayra bu kitaplarıyla yazmıştır. Aynı zamanda muazzam bir kurgu yazarıydı. Romanları müthiştir. Zekâsı, mizahı olağanüstüdür. Atatürk dönemini yaşamış sonuncu devlet insanıydı. Kayra’yı tanımış olmaktan, onunla dostluk etmiş olmaktan çok mutluydum. Bir dostumu kaybettim, acımız büyük.‘CANLI TARİH’Melih Aşık: Cahit Kayra ağabeyimiz siyasete katkıda bulunduğu gibi Türkiye’nin tarihine ve edebiyatına da ciddi katkılarda bulundu. Varlık Vergisi üzerine yazdığı kitabı Cumhuriyet tarihinin mahkûm edilmek istendiği bir konuda somut gerçekleri ortaya koyar. “Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü” adlı üç ciltlik kitabı bence ekonomi üzerine yazılmış en net ve tarafsız eserdir. 104 yaşında sapasağlam adamdı. Gözlük bile takmazdı. Geçmişi en ince ayrıntısına kadar anımsardı. Zihni pırıl pırıldı. Her sabah yürüyüşünü yapardı. Bir canlı tarih idi Cahit Ağabey. Cumhuriyetin yetiştirdiği en değerli insanlarımızdan biriydi. Saygıyla uğurluyoruz.Barış Doster: Cumhuriyet aydını, dürüst, çalışkan bir bürokrat, üretken bir yazar ve araştırmacı idi. Hem yurduna ve kendisini yetiştiren Atatürk Cumhuriyetine hem de kendi sözleriyle “yaşama olan borcunu” ödemek için hayatı boyunca yazdı, araştırdı, fikir mücadelesi verdi. Tüm bu yönleriyle örnek bir kişilikti. Hepimiz üzerinde emeği, etkisi, izi büyüktür.Tuba Emlek: Sadece eserleri ile değil, kişiliği ile de iz bırakan isimlerdendi Cahit Kayra. Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en başarılı bürokratlardan, 38 kuşağının unutulmaz ismi, ufuk açıcı sohbetlerine katılmaktan onur duyduğum, bilgi ve birikimini paylaşmayı seven, hoş sohbet, tam anlamıyla eski İstanbul beyefendisiydi. Cumhuriyetimizin siyasi tarihiyle ilgilenler için tarihe not düşmüştür. Kitapları hep masamızda, ismi hep gönüllerde olacak. cumhuriyet.com.tr

İlgezdi’nin raporuna göre AKP döneminde Atatürk’e karşısuçlarda büyük artışvar

İlgezdi’nin raporuna göre AKP döneminde Atatürk’e karşı suçlarda büyük artış var CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, AKP iktidarında Atatürk aleyhine işlenen suçlarda büyük artış olduğuna dikkat çekerek “AKP’nin ilk iktidar yılında (2003), Atatürk aleyhine 118 kişi suç işlediği gerekçesiyle sanık olurken, bu rakam 2019 yılında yüzde 1050 artarak 1356 kişi oldu” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, haklarında işlem yapılmayan kişi sayısının işlem yapılandan fazla olduğunu açıkladı.CHP’li İlgezdi’nin Adalet Bakanlığı verilerinden derlediği rapor, AKP iktidarında Atatürk aleyhine işlenen suçlarda büyük artış olduğunu ortaya koydu. İlgezdi, “2003-2019 yılları arasında 5816 sayılı Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Kanunu nedeniyle sanık sandalyesine oturan kişi sayısının 5 bin 244’e ulaştığına” dikkat çekerek “1987- 2017 yılları arasında sanık olan kişi sayısı ise 7 bin 318 olarak kayıtlara geçti. 2019 yılında Atatürk aleyhine işlenen suçlar tavan yaptı” dedi. Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle, 2019 yılında, Cumhuriyet başsavcılıklarında “şüpheli” sıfatıyla hakkında işlem yapılan 6 bin 2 kişiden yalnızca 1356’sı hakkında kamu davası açıldığını ortaya koyan İlgezdi, “2 bin 32 kişi hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığı ya da görevsizlik kararı verildi. Haklarında işlem yapılmayan kişi sayısı işlem yapılandan fazla” açıklamasında bulundu. Erdem Sevgi

Bahçeli ile Davutoğlu arasındaki tartışmada MHP, iddialarınıbir adımöteye taşıdı

Bahçeli ile Davutoğlu arasındaki tartışmada MHP, iddialarını bir adım öteye taşıdı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu arasında, Bahçeli’nin, 2015’te yürütülen koalisyon görüşmelerine ilişkin, “Açıklarsak, insan içine çıkacak yüzü kalmaz” sözleriyle başlayan tartışmada MHP, Davutoğlu ile ilgili iddialarını bir adım öteye taşıdı. MHP’ye göre, “Davutoğlu’nun başbakanlıktan azlinin ardında, 7 Haziran seçimlerinden yaklaşık 3 ay önce, 28 Şubat 2015 tarihinde, AKP ve HDP’lilerin katılımıyla açıklanan 10 maddelik “Dolmabahçe Mutabakatı” bulunuyor. MHP, “dönemin başbakanı Davutoğlu’nun, seçimlerden hemen önce Dolmabahçe Mutabakatı’yla birlikte özerk Türkiye’nin adımlarını atmayı amaçlayarak, yeni anayasayı Meclis’ten geçirip HDP ile özerk yapıda Türkiye’nin kurulması için uzlaşmaya vardığını, bunun için de koalisyon görüşmelerinde CHP ve MHP’nin saf dışı bırakıldığını” belirtiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Dolmabahçe Mutabakatı’ndaki bu gelişmeden, “koalisyon görüşmeleri sonrasında haberdar olduğu ve bu gerekçeyle Davutoğlu’nun azlini istediği” ifade ediliyor.MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, MHP ile Gelecek Partisi arasında Bahçeli’nin sözleriyle başlayan ve ardından Davutoğlu’nun “videolu” yanıt verdiği tartışmada, görüşmelerde eski bakan Faruk Çelik’in de bulunduğunu anımsatarak, “Çelik’in tutanakları Sayın Cumhurbaşkanı’na vermesi halinin Davutoğlu’nun başbakanlıktan azledilmesi ile ilgisi, ilintisi var mıdır” sorusunu yöneltmişti. Cumhuriyet’in edindiği bilgiye göre, Yalçın’ın, Çelik aracılığıyla açıklanmasını istediği tutanaklarda, “Dolmabahçe Mutabakatı’na ilişkin bir ayrıntı bulunuyor.”MHP’ye göre, koalisyon görüşmelerinde, Genel Başkan Bahçeli, 7 Haziran seçimlerinden yaklaşık 3 ay önce, 28 Şubat 2015’te, AKP ve HDP arasında yürütülen Dolmabahçe Mutabakatı’nı Davutoğlu’na anımsatarak, “MHP ile yürütülecek bir koalisyonda çözüm sürecinin derhal sonlandırılmasına ilişkin kırmızı çizgisini” açıkladı. Bahçeli’nin, görüşmede, mutabakat metnindeki “muğlak ifadelerle” anlatılan 8., 9. ve 10. maddelerin “aslında ne anlama geldiğini” Davutoğlu’na sorduğu, metinde yer alan bu maddelerin, “Türkiye’de yaşayan yurttaşların kimlik kavramının yeniden tanımlanmasına, ‘çoğulcu yaşam’ denilerek, vatan ve cumhuriyet kavramlarının yeniden oluşturulacağı bir yeni anayasaya işaret ettiğine” dikkat çekerek, “bu maddelerin yürürlüğe girmesi halinde Türkiye’nin ulusal devlet yapısından uzaklaşacağını, özerk bir yapıya kavuşturulmak istendiğini” belirtti. Bunun üzerine, görüşmede Bahçeli’nin, Davutoğlu’na, “Türkiye ile ilgili nasıl bir yapıyı savunuyorsunuz” diye sorduğu, Davutoğlu’nun da “HDP ile yürütülecek yeni anayasa çalışmalarına atıfta bulunarak, Bahçeli’nin bu tezlerine karşı çıkmadığı” ileri sürülüyor. Bunun üzerine de Bahçeli’nin, Davutoğlu’na, “Biz, milletin bize verdiği görevi, muhalefet partisi görevini, Meclis’te yürütürüz” diyerek, “görüşmeyi sonlandırmak istediği” ifade ediliyor.ERDOĞAN’IN TAVRIMHP kaynakları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “Dolmabahçe Mutabakatı’daki bu ayrıntıdan, Çelik’in görüşmeye dair tutanakları kendisine iletmesi sonrasında haberdar olduğunu ve Davutoğlu’nun başbakanlıktan azline varacak sürece girildiğine” işaret ediyor.‘ARKASINDAN DOLANDI’Bu nedenle Erdoğan’ın, mutabakat ile ilgili önce “Tabii silahların bırakılması çağrısı bizler için çok çok önemli bir beklenti idi. Bu, demokratik açılım süreci ile başlayan bir çağrıdır. Milli birlik ve kardeşlik projesi ile başlayan, şimdi de çözüm süreci ile devam eden ve bunu artık noktalayalım diye hasretle beklediğimiz bir çağrıdır” açıklamasını yaptığına işaret edilirken, daha sonra Erdoğan’ın, aynı mutabakat metnine ilişkin, “Ben oradaki toplantıyı doğru bulmuyorum. Çünkü bu toplantıda hükümetin başbakan yardımcısıyla şu anda parlamento içinde olan bir grubun yan yana fotoğraf vermesini doğru bulmuyorum” açıklamasını yaptığına dikkat çekiliyor. MHP, “O dönem Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın arkasından dolanıp Türkiye ile ilgili özerk bir yapı istediğini” savunuyor.‘FATURA MHP VE AKP’YE KESİLDİ’MHP, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra “Türkiye’nin Davutoğlu’nun yaptıkları nedeniyle erken seçime gitmek zorunda kaldığını” ileri sürerek, “Erdoğan’ın müdahalesi sonrasında AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde yaşadığı oy kaybının önüne geçtiğine ve sonrasında yeniden iktidar olduğuna, sonrasında da faturanın MHP ve AKP’ye kesildiğine” dikkat çekiyor. MHP’li kaynaklar, özellikle 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra “MHP içinde bir bölünme yaratılmak ve Bahçeli’ye ‘MHP Genel Başkanlığı’ndan el çektirilmek istendiğine” işaret ediyor. MHP’de “yaratılmak istenen kaosun ardından da Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişimi sürecine sürüklendiği ve 15 Temmuz’da da AKP’den, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hesap sorulmak istendiği, Erdoğan’ın arkasından dolanıldığı, Bahçeli’nin de bu durumu önceden gördüğü” Devlet Bahçeli savunuluyor. Selda Güneysu




Gallery

İnternet Nasıl Çalışır

Newsletter